 |
ARTIK
BİR ZAMANLAR
YAnadolu, yüzyıllar boyunca birçok medeniyete beşiklik
etmiş, milletleri topraklarında barındırmış, onlara kanatlarını açarak bir nevi
çatı olmuştur. Bu milletlerin mirasını sentezleyen Anadolu da, renkli
kültürlerin bir mozaiği oldu. İşte Anadolu'nun bu farklılıklarından ve
güzelliklerinden biri olan düğünlerimiz... Toplumun fertlerini bir araya getiren
olgulardandır düğünlerimiz... Nasıl ki acılı günlerimizde bir araya gelip
acılarımızı paylaşırız; düğünlerde de bir araya gelip mutluluklarımızı
paylaşırız.
Bunlar bir gerçek, ama şu da bir gerçek ki, artık bu geleneklerimiz yok olma
tehlikesiyle karşı karşıya. Hatta yok olma tehlikesini bırakın, Anadolu'nun çok
az bir kısmında bunları görebilmekteyiz.
Bu satırları okurken, kimimiz "Ah! Neydi o günler" diyeceğiz, kimimiz ise,
"Bizim böyle geleneklerimiz de mi varmış" diyeceğiz.
Şimdi, bu yok olma sınırındaki geleneklerimizden biri olan Anadolu düğünlerimizi
ele alıyoruz. Bir düğünün kız isteme başlangıcından düğün sonuna kadar geçenleri
aktaracağız. Buyurun nostalji yolculuğuna...
Anadolu'da kız istemeler çoğunlukla görücü usulü ile olur. İşte bu ilk etap
çoğunlukla bayanlar arasında gerçekleşir. Erkek kızı görür ve beğenir. Durum,
anne vasıtasıyla babaya iletilir.
Oğlunun beğendiği kızı almak için, damat adayının ailesi kendilerine yakın
gördüğü, köyün ileri gelenlerinden ve köyde sözü geçenlerden biri veya birkaç
kişiyi de "Dünürcü Başı" diye alarak kız istemeye gidilir. Kız tarafı ile bir
araya gelinince dünürcü başı: "Allah'ın emri Peygamberin kavli ile kızınızı
istiyoruz" diyerek evliliğin gerçekleşebilmesi için ilk adımı atmış olur.
İşte asıl işler de bundan sonra başlar. Anadolu'nun geleneklerinden olan "Kız
evi naz evidir" sözünü doğrulamak için kız hemen ilk istemede verilmez. Biraz
oyalanılır. İlginçtir, bu istemeler bazen aylar, hatta yıllar sürebiliyor.
Uzun istemeler sonucunda kız evi razı edilmiş ise, bundan sonraki aşama yine
dünürcü başı ile birlikte kız evine gidilerek "Söz Alınması"dır. Burada gelin
adayına takılacak olan altının ne kadar olacağı, hangi eşyaların alınacağı
konuşulur ve "Mehir Senedi" yapılır. Burada söz tarihi de belirlenerek
hazırlıklara başlanır.
Söz kesimi denilen ve kız evinde yapılan söz merasime damat katılmaz. Damat ve
arkadaşı gençler, damadın evinde toplanıp eğlenirken köy ahalisi ve köyün
büyükleri de kız evinde bir araya gelirler. Burada gençler ve yaşlılar ayrı ayrı
otururlar. Öncelikle bir hoca tarafından dua yapılır ve ardından gelin
gelenlerin ellerini öper. Tabi, el öpme işlemi gerçekleşirken tüm oradakiler
kızın başına veya omzuna ellerinden ne geliyorsa örtüler, kumaşlar veya para
gibi hediyeler takarlar. Böylece söz merasimi kutlanmış olur. Düğün tarihinin de
belirlendiği söz merasiminde, Anadolu'nun her yöresinde kendine özgü çalgılarla
ve yöresel oyunlarla, türkülerle eğlenilir.
Eğer sözle düğün arasında bayram varsa, bayramda hem gelin hem de damat tarafı
birbirlerine evde hazırladıkları baklavanın yanında, gelin ve damada alınan
bayramlık hediyeleri de ekleyerek götürürler.
Belirlenen düğün tarihinden önce kız ve erkek tarafından belirlenen aile
yakınları ile şehre alışverişe gidilir. Bu alışverişe gelin ve damat katılmaz.
Bu alışverişte gelin ve damada alınması kararlaştırılanlar alınır.
Düğünden birkaç gün önce şehirde yapılan alışverişte geline alınan giysiler
gösterilmeye çıkılır. Buna tüm köy halkı, hatta bazen de komşu köyler de davet
edilir. Bunun yanında erkek tarafı ayrıca baklavalar yaparak ve geline alınan
eşyalar "Bohça" yapılarak kız evinin yolu tutulur. Tabi ki bu gidiş kuru kuruya
olmaz. Çalgılar ve oyunlar eşliğinde devam eder. Kız evine gelindiğinde baklava
kız evine bırakılır. Buradan kız tarafı da alınarak köyün açık bir alanına
gidilir. Burada da eğlenceler yapılır. Eğlenceden sonra geline alınan
elbiselerin gösterilmesi işlemi yapılır. Burada hediye vermek isteyenler kızın
bohçasının başında bulunan Tellal'a, isimlerini söylettirerek hediyelerini
bırakırlar. Aynı yerde akşam köyün erkekleri toplanarak oyunlar oynarlar ve
erkek tarafının yakınlarının getirdiği baklavaları yerler. Burada köyün
gençlerinden "Delikanlı Başları" seçilir. Seçilen bu delikanlı başları düğünle
ilgili tüm işlerden sorumlu olurlar.

Cuma günü sabah ezanının ardından,
delikanlı başları ellerinde bir Türk bayrağı ile damadın evine
gelip havaya birkaç el ateş ettikten sonra damadın yatağı,
yastığı ve yorganını alarak kız evine götürürler. Aynı gün
veya ertesi gün ise kız evinden birkaç kişi gelinin çeyizi ile
birlikte damadın odasından alınan eşyaları da yanlarına alarak
gelin odasını döşemek üzere damadın evine götürürler. Odanın
duvarlarına köylerde yaygın adet olan "Kanaviçe Yaygılar"
çakılır ve eşyaları yerleştirilir. Gelin tarafı çeyiz çakma
işini tamamladıktan sonra, kaynana veya damadı çağırarak odayı
gösterir ve bunun karşılığında bahşiş alırlar. Alınan bu
bahşişleri kendi aralarında paylaşırlar.
Cumartesi günü her iki tarafın misafirleri gelmeye başlar.
Erkek tarafının misafirleri gelirken delikanlı başları
ellerinde bayraklar ve çalgıcılarla bu misafirleri
karşılarlar. Cuma günü yapılan "Çay İçme"de belirlenen misafir
ağırlayıcılar burada hazır bulunarak gelen misafirleri
paylaşırlar. Ve iki gün boyunca kendilerine düşen misafirleri
ağırlarlar.
Sıra gelir kına gecesine. Kına gecesi de Anadolu'nun değişik
yerlerinde farklılık gösterir. Kına gecesinin gündüzünde
"Gelin Giydirme"ye gelinir. Kına gecesi elbisesi diğerlerinden
farklıdır. Kına gecesi için ayrı bir davet yoktur. İsteyenler
gelebilir ve katılabilir. Kına gecesinde de yine geleneksel
türküler eşliğinde oyunlar oynanır ve eğlenceler yapılır.
Kına gecesinde gelin, yanık türkülerle ağlatılmaya çalışılır.
Ağlamamaya direnen gelin, annesini görünce gözyaşlarını
tutamaz...
Oyunlar bittikten sonra abdest alan gelin, ortaya oturtularak
"Okşanır". Bu gelenek, gelinin iki tarafına oturan iki kadının
bir çalgı eşliğinde mani söylemesidir. Okşamalarda söylenen
manilerden bir dörtlük ise şöyledir:
"Seni baban verdi mi?
Halep'ten kına geldi mi?
Yarini eller duydu mu?
Kız bacım kınan kutlu olsun..."
Tabii bu arada erkeklerde boş durmazlar. Erkek tarafının
düzenlediği eğlence ise günümüz tabiri ile bekarlığa veda
partisi gibidir. Bazı yörelerde "Çetnevir" denilen bu geceye
damat, yakın arkadaşlarını davet eder. Gecede iyi bir ziyafet
çekilir ve oyunlar oynanır. Bu eğlenceler sabaha kadar devam
eder.
Evet sonunda düğün günü gelir. Düğün sabahı ayrı bir hava ve
ayrı bir heyecan vardır her iki tarafta da. Sabahın erken
saatlerinde çalgılar çalınıp yemekler yenmeye başlanır. İlk
önce davetlilere yemekler verilir. Bu yemekler yöreden yöreye
değişiklik gösterir. Burada da yine bayanlara ve erkeklere
ayrı ayrı yerlerde servis yapılır.
Düğün yemekleri Anadolu'da bir başka yapılır ve yaşanır. Düğün
yemeği için tüm köylü seferber olur. Düğün yemeği köyün ya en
geniş yerinde ya da erkek evinde yapılır.
Yemek sırasında yemeklerin istenişi de oldukça ilginçtir.
Bunlardan bazıları: Pilavda az et olursa "Gölgesinde Cuma
namazı kılınacak pilav getir" derler. Yemekler geç gelir ya da
beğenilmezse kaşıklarla masaya vurulur.
Düğün sabahında kız tarafında da başka bir heyecan vardır.
Gelin sabah uyanır uyanmaz kına gecesinde giydiği kıyafetlerle
yakını olan bir kadın ile birlikte bütün köyü dolaşır ve el
öper. Damat ise sağdıç ile birlikte öğle namazını kılar ve o
da tüm köyü gezerek el öper.
El öpme işleri bittikten sonra gelin ve damat kendi evlerinde
hazırlanırlar. Erkek tarafı kızı almak için kız evinin yolunu
tutarlar. Bu arada kız evine gidilirken çalgılar çalınıp
türküler söylenerek gidilir. Kız evine varıldığında gelin
evden çıkarılır. Gelini bir ata bindirerek erkek evinin yolu
tutulur. Bu arada gelinin getirileceği atın başında kaynata ve
aile büyüklerinden birkaç kişi bulunur.
Kız evinden gelini çıkarıp götürmek erkek tarafı için o kadar
kolay olmaz. Kız evinde gelinin kardeşleri veya yakınlarından
birileri kapıyı kilitleyerek kaynatadan istedikleri bahşişi
almadan kapıyı açmazlar. Bahşiş alındıktan sonra gelinin
çeyizleri ve eşyaları alınarak kayınpeder tarafından özel
olarak hazırlanan ata bindirilerek dualar eşliğinde götürülür.
Damat evin damında veya yüksekçe bir yerde elinde saçacağı
paralar ve şekerlerle, kayınvalide ise damadın eski bir
gömleğini giymiş halde hazırladığı su testisi ve bir kaşık
tereyağı ile düğün alayını bekler.
Düğün alayı erkek evine geldiğinde, kapıya yaklaşıldığında bir
kurban kesilir. Kızın yakınları ise kaynanadan bir bahçe,
koyun, keçi, inek gibi bir hediye isterler. Kaynana tamam
dedikten sonra damat paraları ve şekerleri gelinin üzerine
serper ve nihayet gelin attan indirilir. Bu arada şunu
belirtmeden geçemeyiz. Türk insanının vazgeçemediği silah
tutkusu. Bu eğlenceler yapılırken bol bol silah atılır.
Gelin, evin eşiğinde ayağı ile su dolu testiyi kırar, bir
kaşık tereyağını ise eline alarak evin iç kapısının önce
eşiğine sonra da üstüne sürer. Tabi bunlar boşuna yapılmaz.
Buradaki inanış geleneklere göre, genç evlileri nazardan
korumak ve gelinin eve bereket getirmesi amacı ile yapılır.
Bu, Anadolu'da yüzyıllar boyu yapılagelen bir gelenektir.
Gelin, eve girdikten sonra sağlıklı erkek çocukları olsun
dileği ile küçük bir erkek çocuğu gelinin kucağına oturturlar.
Bunların peşinden gelin odasına çekilir.
Akşam, namazdan sonra töre gereği dua ile damadı odaya
koyarlar. Damadın odaya girmesi kolay olmaz. Damadın
arkadaşları kapıdan girmeden önce sırtına vururlar.
Damat, dileğine ulaşır ulaşmaz bu çaba ve başarısını bildirmek
için odasının penceresinden silahıyla bir el ateş eder.
Böylece bir düğün de biter.
Sonuç olarak söylenebilecek olan, artık bunun gibi düğünlere
Anadolu'nun çok az bir kesiminde rastlandığıdır. Bunun bir çok
sebebi var. Gençlik körü körüne bir yerlere bağlanmakta, kendi
kültüründen soğumaya veya soğutulmaya çalışılmaktadır.
Son yıllarda örf ve adetlerimizi hızla kaybetmekteyiz. Bunun
sonucunda güzel Anadolu'muzda ve yurtdışında yaşayan
gurbetçilerimizde oluşan durum "kültür yozlaşması" dır. Buna
engel olmak için düğünlerimizi yaşayarak yaşatabiliriz. Hiç
olmasa bizden sonraki nesillerimize sözlü olarak aktararak
yaşatmalıyız. Bu bizim en önemli görevlerimizden biri
olmalıdır.
Bu araştırma yapılırken ortaya çıkan ve bizi de bir nebze de
olsa sevindiren; toplumsal yaşamdaki bazı değişikliklerin ve
yozlaşmaların kültürün çekirdeğini kıramadığını ve hala Türk
kültürünün yaşatılıyor olması...
Elimizde olan zenginliklerin ve güzelliklerin göz göre göre
avuçlarımızdan bir kum tanesi gibi kaymasına izin
vermemeliyiz. Bu durumu açıklayan bir cümle ile yolculuğumuza
veda ediyoruz. "Bir akşam Amerika'da kot pantolon moda olmuş,
ertesi sabah köydeki herkes giymiş."
*
Bu araştırma, tüm Anadolu'yu kapsamamaktadır. Araştırmanın
yapıldığı alan Orta Anadolu civarıdır. Araştırmanın
yapılmasında büyük emekleri geçen, Muhammet İrfan ŞEKER, Ayşe
AKINCI, Faruk MEMOĞLU ve Kader DELİBAŞ'a teşekkürlerimi bir
borç bilirim.
|