Free Web Hosting Provider - Web Hosting - E-commerce - High Speed Internet - Free Web Page
Search the Web

   

DENEMELER

  KÜRESEL ISINMA YADA KIYAMET Yeni bir yüzyılın eşiğinden daha yeni adım atmışken insanlığın tek yaşam alanı olan dünyamızda yeni bir sorun insanoğlunu bekliyordu.

Devamı

  ARTIK BİR ZAMANLAR OLDU Anadolu, yüzyıllar boyunca birçok medeniyete beşiklik etmiş, milletleri topraklarında barındırmış, onlara kanatlarını açarak bir nevi çatı olmuştur.

Devamı

  IMF VE DÜNYA BANKASI
Küreselleşme uğruna Dünya pazar payının genişlemesi için çalışan kurumlardan olan IMF ve Dünya Bankasına verilen taahhütlerin yerine getirilmemesi ülkeler de kriz üstüne kriz yaratıyor.

Devamı

..:: MEHMET AYAN OFFICAL WEB SITE ::..

GELENEĞİN DUMANI:NARGİLE

"... Nargilemin marpucu da gümüştendir gümüşten , Beş değil onbeş yıl yatsam ben vazgeçmem bu işten..."
İşte böyle: Şarkılara, öykülere, romanlara malzeme olmuş bir "keyif" aracı NARGİLE. İtiraf etmek gerekirse yıllardır o güzelim "Yedikule" şarkısını hep Nargilemin (n)arpucu da... diye dinlemişim. Oysa yazıyı hazırlarken bir şeyleri karıştırma gereği duyunca gördüm ki oradaki sözcük "narpuç" değil "marpuç"muş. Ama ne yapalım o sözcüğü bize narpuç diye algılatan Derya Köroğlu'nun hiç mi suçu yok? Neyse işin esprisi bir tarafa biz konumuza dönelim.
Nargile ile ilgili yazı, resim, minyatür, fotoğraf vb. malzemeleri karıştırırken ilk dikkatimi çeken; Nargilenin Osmanlı sarayı ve çevresine ait bir kültürel obje olmadığı gerçeği. Çünkü; Nargile ile ilgili her şey direkt halkla ilgili. Bir diğer ifade ile avam kültürü. Son yıllarda yaygınlaşan Osmanlı padişahlarını, şehzadelerini, sultanlarını anlatan öykümsü yapıtlar da dahil görsel, yazılı hiçbir kaynakta "Padişah...... nargilesinden fokurdatarak derin bir nefes çekti..." gibi anlatımlara rastlayamadık. O günleri anımsatan, resim, fotoğraf gibi malzemelere yansıyanlar da hep İstanbul esnafının, bitirimlerinin, hatta kadınların nargileli görüntüleri. Belleklerini biraz gerilere götürebilecek yetişkin kişiler şöyle bir siyah-beyazlı gazeteler dönemine uzanabilirlerse meşhur bir "Ustra Kemal" çizgi romanı vardı. Bağrı açık, kaytan bıyıklı, fes-tesbih-ustra üçlemi eksiksiz, bir İstanbul bıçkını. Bakın o çizgi romanda hemen hemen dokuz on karede bir nargile görüntüsüne rastlayabilirdiniz.
Bu kadar çok vesika bilgiden sonra nargilenin niçin Osmanlı'da "elit kültür"ün değil de "halk kültürü"nün keyif aracı olduğu daha iyi anlaşılıyor sanırım. Her ne kadar günümüzde, (bir reklamda olduğu gibi) zaman farklı... mekan farklı... içen farklı... olsa da değişmeyen şey nargile keyfi.
Şimdi ise nargilenin nereden geldiği, nasıl yapıldığı ve nasıl içildiği ile ilgili bilgilere bir bakalım.
İlk kez Hindistan'da "narçil" denen hindistancevizinin kabuğundan yapılan ve Hint Keneviri tüketimine yeni bir boyut kazandıran nargile, dünyada mistik doğu kültürünün önemli bir öğesi olarak kabul görüyor. Araplar'ın "şisa", İranlılar'ın "kalyan" adını verdiği nargile, Osmanlı-Türk kültürünün de önemli bir parçasıdır. Osmanlı'ya Yavuz Sultan Selim zamanında gelen nargile IV. Murat zamanında yasaklara konu olmuştur.
Bir zamanlar edebiyatçılarımızdan Faruk Nafiz Çamlıbel ve Yahya Kemal Beyatlı da Köprüaltındaki (İstanbul'danargile içilen meşhur bir semttir) dükkanlarının sürekli müdavimlerindenmiş. Dükkána gelenler onların etrafına toplanır, sohbeti koyulaştırırlarmış.
Nargileyi tanıyalım
Sipsi: Marpucun ucuna takılıyor ve içmek isteyen herkese bir tane veriliyor. Böylece bir nargileyi birkaç kişi paylaşıyor.
Lüle: Tütünün içine bastırılmadan konduğu ve üzerine közün yerleştirildiği seramik kap. 
Tömbeki: Aromalı tütünler çıkmadan önce kullanılan tek nargile tütünü. Hatay'da yetiştiriliyor ve aromalılardan daha sert. Güçlü bir ciğer gerekiyor. 
Mangır: Nargile kömürü uzun süre dayanmalı. Bu nedenle yanmış ve söndürülmüş meşe kömürü kullanılıyor. Amatörce nargile yakmak isteyenler, kolayca tutuşan mangır kömürü kullanıyor. 
Tepsi ve rüzgarlık: Tütünün ve közün içinde bulunduğu bölüm.
Şişe: Suyun içinde bulunduğu cam bölüm. İyisi İran'da yapılıyor.
Marpuç : Nargilenin gövdesinden dumanın çekildiği uca kadar, hortum dahil bölümün tümü.
Maşa - meşe - köşe - Ayşe
Çok eski bir keyif olduğu için zaman içinde nargileyle ilgili özlü sözler de üretilmiş. "Maşa, Meşe, Köşe, Ayşe" bunlardan bir tanesi. Maşa, malum... Meşe, ateşi yakmakta kullanılan odunu anlatıyor ve bu da yalnızca meşenin "pırnav" adı verilen türünden elde ediliyor. Köşe, bu keyfin ortalık yerde yapılamayacağını, Ayşe ise servis yapan garsonları ve servisin kalitesini anlatan kelimeler. Özellikle İzmir'de olmak üzere hala nargile üretimi yapan yerler varmış. Ama onların asıl problemleri, son yıllarda yaygınlaşan meyve aromalı tütünlere sağlıklı yollardan ulaşamamaları. Çünkü Mısır'dan gelen bu tütünleri Tekel ithal etmiyor. Ancak birisi bu tütünleri getirirse onlardan kilo ile alıyorlar. Meyve aromalı tütünler sıfır nikotin ve sıfır katran içerdiği, "tömbeki" olarak adlandırılan orijinal nargile tütününden hafif olduğu ve "güzel koktuğu" (nargilenin insanın üzerine yapışan ve kolay kolay çıkmayan keskin bir kokusu vardır) için fazla rağbet görüyor. Epey de çeşidi var bunların: en çok istek alan elma (kırmızı yani Amasya ve beyaz yani Golden olmak üzere iki çeşit) ve cappucino; bunların yanı sıra meyan kökü, nane, çilek, kayısı ve karışık meyvelileri de bulunmaktadır.
Nargile içmenin raconu 
Bir kere sigara içer gibi içilmiyor nargile. Havayı nefes alır gibi çekmelisiniz ki şişedeki su fokurdasın ve tütün yansın. Bu arada iki içim tekniği var: Göbekten ve göğüsten. Göğüsten içim yorucu olduğu için göbekten içim tercih ediliyor. Bu yöntemde dumanı diyaframınızı kullanarak midenize çekiyorsunuz ve üflüyorsunuz.
Nargile şişesinin içindeki sıvı bildiğimiz Terkos suyu. Suyun üzerinde bir hava boşluğu var ve siz marpuçtan nefes çektiğinizde gelen hava, bu boşluktan geliyor. Sonra hava çıkacak başka bir yeri olmadığı için sudan vakum yapıyor ve oluşan vakum üstteki lülenin tütününü yakıyor. Gelen duman suyun içinde süzülerek ve soğuyarak size ulaşıyor (sigarayla en büyük farkı da dumanın soğuk olması). Yani su tütündeki zararlı maddeleri süzüyor ve soğutuyor.
Tütünü de özel 
Tömbeki, nargileye özgü özel bir tütün. Bu sigara, puro, enfiye gibi diğer tütünlerden daha kısa boylu, daha geniş, daha tıknaz bir bitki. Yaprakları daha esmer, daha küçük, daha etli ve tütünden daha dayanıklı. Virginia ve Burley tütünlerinde yüzde 3 - 4, Türk tütünlerinde yüzde 1 - 2 olan nikotin oranı, tömbekide yüzde 10'a kadar çıkabiliyor. Tömbeki Türkiye'de Hatay - Samandağ ve Konya - Hadim bölgelerinde üretiliyor. Tütün gibi toplanıyor, ama farkı işlemlerden geçiyor. 
Tömbeki lüleye yerleştirildikten sonra üzerine odun kömürü ateşi konur. Ateşi söndürmeden, tömbekiyi devirmeden içmek maharet istiyor. Nargilenin en büyük keyfi muhabbeti, çünkü tek başına içilen nargile tiryakilere göre bir şey ifade etmiyor. İşte hem muhabbet ihtiyacından hem dumanına katlanmak zor olduğundan, nargileciler nargile kahvelerine gidiyorlar. Muhabbet özelliği, sigaradan kurtulmanın ve nargile tiryakisi olmanın en önemli nedenidir. Eğer nargile bilerek içilirse, sigardan çok daha az zararlı olduğu söyleniyor. Doğru içim dumanı içe çekmeden yapılıyor. Bir doldurum en az bir buçuk saat sürüyor, ehli olanlar bu süreyi dört saate kadar çıkarabiliyor. 
Nargile içerken nelere dikkat etmeli?
Asla nargile ateşinden sigaranızı yakmayın.
Nargilenizi asla yüksek bir yere koymayınız. Bu büyük bir görgüsüzlük olarak sayarlar.
Eğer nargileyi biriyle ortak içiyorsanız, marpucunuzu asla direk partnerinizin eline vermeyin. Masaya bırakın oradan alsın.
Ve asla nargilede tütünden başka bir şey içmeyin.
Muhabbeti de tiryakilik yaratıyor
Yüzyıllar boyu, insanları biraraya getirerek sıcak sohbetlere aracı olan nargile, kaybettiği itibarı yeniden kazanıyor.
Muhabbet erbablarının vazgeçilmez dostu nargile, bu misyonunu günümüzde de hiçbir şey yitirmeden sürdürüyor. Çünkü tiryakilere göre tek başına nargile içmenin hiçbir anlamı yoktur. Bu nedenle nargile kahveleri hala en koyu sohbetlerin başlıca mekanı olma özelliğini koruyor. Buradan da Türk insanının kültürüne hala sahip çıktığı ve yaşatmak için elinden geleni yaptığını açıkça görmekteyiz. Nargile tiryakileri arasında oldukça yaygın bir deyim vardır: "Bu meret zamansızların işi mirim..."
Tophane, Beyazıt, Aksaray ve Kasımpaşa gibi semtlerde faaliyet gösteren nargile kahvehaneleri, İstanbul sokaklarına ayrı bir renk katıyor. Bazı otellerin yerli ve yabancı konukları için düzenlediği "Nargile Günleri"nde, çimlerin üstüne minderler, hasır sandalyeler ve sini masaların konulduğu mekanlarda, yeni keyifler yaşamak mümkün.
Nargile, son yıllarda yaşanan "otantiğe ve geçmişe" dönüşten payına düşeni alarak kaybettiği itibarını yeniden kazanıyor. Buna bağlı olarak da bir zamanlar ilgisizlikten tek tek kapanan nargile kahvehaneleri yeniden açılıyor.
Nargile kahvehaneleri, hem İstanbul'un sokaklarını renklendiriyor, hem de ziyaretçilerine yeni dostlukların kapılarını açıyor. Örneğin Beyazıt'ta bulunan Çorlulu Ali Paşa Medresesi, İstanbul'daki nargile içilen başlıca mekanlardan biri olarak her gün yerli ve yabancı pek çok tiryakiyi ağırlıyor. Burada üniversite öğrencilerinden, işadamlarına, turistlerden, ev hanımlarına kadar toplumun her kesiminden insanla karşılaşmak mümkün.
Üniversite öğrencilerinin en büyük meraklarından biri artık nargile içmek. Peki üniversite öğrencilerini nargile içmeye meraklandıran ve iten sebep nedir? Öğrencileri nargileye onun kültürel değeri ve kokusu çekiyor. Her ne kadar gençliğin üzerinde bir kara duman olan Amerikan Fast-Foot kültürü, genç üniversitelilerin kendi kültürlerine sahip çıkmalarıyla başedemiyor.
Araştırma projemde bana göre eksik olduğunu düşündüğüm bir nokta var. Oda nargileden bahsediyoruz. Nargile doğal olarak tütünden yapılıyor. Tütünün ortaya çıkması ve türkiyeye nasıl geldiği hakkında pek fazla bilgiye sahip değiliz. Şimdi ise bu konuda ki bilgilere bir bakalım. Ve bana göre en önemlisi bu metinde gizli olarak var olan bazı düşünceleri de yakalayabilmektir.
Tütün milattan önce I. Asırda medeniyet döneminin başında olan Maya'ların ibadetlerinde tütün yapraklarını yakarak dumanını güneşe ve dört bir yana üfledikleri, bu itibarla Maya ve Astek kabilelerinin rahipleri tarafından yıllarca ayinlerde yakılan tütün dumanının keyif vericiliğine alışmalarıyla dışarıda da kullanmaları sonucu yaygınlık kazandığı ileri sürülmektedir. 
Ancak, Tütünün Avrupa'da tanınması 1492'de Christophe Colomb'un arkadaşları ile yeni kıta bulmak üzere yaptığı deniz seyahati neticesinde, Bahama adalarından San Salvador adasına çıktıklarında yerlilerin kendilerine kuru tütün hediye etmeleri ile başlar.
Tütün, insanlar tarafından tanınmasından günümüze kadar geçen tarihsel süreç içerisinde, ibadet, ilaç, pipo, puro, enfiye, çiğneme, nargile ve en son olarak da sigara şeklinde kullanılır. Ülkemize tütün, İngiliz ve Venedik tacirler aracılığı ile Avrupalı üreticilerden satın alınarak 1580 yılında getirilir, 1600 yılında kullanımına ve 1687 yılında da tarımına başlanır.
1600'lü yıllarda Dünyaya yayılan tütünün üretimi bugün çok büyük rakamlara ulaşmıştır. Topraktan elde edilen ürünler içerisinde insanoğlunun ekonomik ve sosyal hayatı üzerinde bu denli bir etki yapan başka bir bitki göstermek oldukça zordur.
Tütünün Türkiye'ye Girişi
Tütün Amerika'nın keşfinden 150 sene, Avrupa'da tanınmasından da yaklaşık olarak 50 sene sonra ülkemize girerek kullanılmaya başlanır.
Önceleri sadece yabancı memleketlerden yapılan tütün ithalatından muayyen bir gümrük resmi alınmakla iktifa edilirken, tütün tiryakilerinin çoğalması ile bir kısım hocalar ve müftülerce bunun kullanımına, Kuran-ı Kerim'in hükümlerine aykırılığı gerekçe gösterilerek karşı çıkılır. Bunun üzerine Padişah I. Ahmet tarafından tütün içmenin yasaklanması hususunda bir ferman çıkarılır.
Ancak, I. Ahmet'ten sonra tahta geçen Sultan Mustafa ve II. Osman devirlerinde imparatorluğun dış seferler ve iç kargaşalar ile meşguliyeti nedeniyle söz konusu yasakların önemli bir etkisi olmaz. Daha sonra Padişah olan IV. Murat zamanında tütün içme yasağı şiddetle takip edilir.
O tarihlerde tütün lüle ve çubukla içildiğinden, İstanbul'da Cibali'den başlayıp Saraçhanebaşı semtini de içine alan ve üç gün üç gece devam eden yangına tütün içerken uyuyup kalan bir tiryakinin lülesindeki ateşi döşemeye düşürmesinin sebep olduğu rivayetinin Padişaha duyurulması üzerine, Müftü Hüseyin Efendi'den alınan fetva ile tütün içenlerin idamlarına hükmolunur. Sultan IV.Murat'ın bu konudaki icraatı çok şiddetli olur yasak konusunda yabancılara dahi hoşgörü gösterilmez. Sefer halinde bile tütün içerken yakalananlar idam edilmekten kurtulamazlar.
Bu yasaklara rağmen tütün içimine bütünüyle engel olunamaz. Daha sonraları tahttan indirilen İbrahim'in yerine çocuk yaşta padişah olan V. Sultan Mehmet'in (Avcı Mehmet) kendisinin de tütün içmesi dolayısıyla bu yasak, 1646 yılında Şeyhülislam Bahai Efendi'nin verdiği bir fetva ile bazı kayıtlarla kaldırılır.
Son olarak da araştırma yaparken ulaştığım esprili ve düşündürücü bir anekdotla araştırmamı bitiriyorum.
"Direksiyonda nargile keyfi"
Mısır'da bir şoför, nargile tutkusunu direksiyon başına taşıyınca tutuklandı. Kahire-İskenderiye otoyolunda hız yapan bir kamyonun camından duman çıktığını gören polis kamyonu durdurdu. Dumanın şoförün direksiyon başındayken içtiği nargileden kaynaklandığı anlaşılınca, İzzet Fevzi adlı şoför tutuklandı.

Kaynaklar:
Muzaffer IŞIK (Eylül 1998 - Tütünün Tarihçesi).
Mustafa YÖRDEM (Tüt. Tek. Müh.).
Tolga ÇATAL.