 |
GELENEĞİN DUMANI:NARGİLE
"... Nargilemin marpucu da
gümüştendir gümüşten , Beş değil onbeş yıl yatsam ben
vazgeçmem bu işten..."
İşte böyle: Şarkılara, öykülere, romanlara malzeme olmuş bir
"keyif" aracı NARGİLE. İtiraf etmek gerekirse yıllardır o
güzelim "Yedikule" şarkısını hep Nargilemin (n)arpucu da...
diye dinlemişim. Oysa yazıyı hazırlarken bir şeyleri
karıştırma gereği duyunca gördüm ki oradaki sözcük "narpuç"
değil "marpuç"muş. Ama ne yapalım o sözcüğü bize narpuç diye
algılatan Derya Köroğlu'nun hiç mi suçu yok? Neyse işin
esprisi bir tarafa biz konumuza dönelim.
Nargile ile ilgili yazı, resim, minyatür, fotoğraf vb.
malzemeleri karıştırırken ilk dikkatimi çeken; Nargilenin
Osmanlı sarayı ve çevresine ait bir kültürel obje olmadığı
gerçeği. Çünkü; Nargile ile ilgili her şey direkt halkla
ilgili. Bir diğer ifade ile avam kültürü. Son yıllarda
yaygınlaşan Osmanlı padişahlarını, şehzadelerini, sultanlarını
anlatan öykümsü yapıtlar da dahil görsel, yazılı hiçbir
kaynakta "Padişah...... nargilesinden fokurdatarak derin bir
nefes çekti..." gibi anlatımlara rastlayamadık. O günleri
anımsatan, resim, fotoğraf gibi malzemelere yansıyanlar da hep
İstanbul esnafının, bitirimlerinin, hatta kadınların nargileli
görüntüleri. Belleklerini biraz gerilere götürebilecek
yetişkin kişiler şöyle bir siyah-beyazlı gazeteler dönemine
uzanabilirlerse meşhur bir "Ustra Kemal" çizgi romanı vardı.
Bağrı açık, kaytan bıyıklı, fes-tesbih-ustra üçlemi eksiksiz,
bir İstanbul bıçkını. Bakın o çizgi romanda hemen hemen dokuz
on karede bir nargile görüntüsüne rastlayabilirdiniz.
Bu kadar çok vesika bilgiden sonra nargilenin niçin Osmanlı'da
"elit kültür"ün değil de "halk kültürü"nün keyif aracı olduğu
daha iyi anlaşılıyor sanırım. Her ne kadar günümüzde, (bir
reklamda olduğu gibi) zaman farklı... mekan farklı... içen
farklı... olsa da değişmeyen şey nargile keyfi.
Şimdi ise nargilenin nereden geldiği, nasıl yapıldığı ve nasıl
içildiği ile ilgili bilgilere bir bakalım.
İlk kez Hindistan'da "narçil" denen hindistancevizinin
kabuğundan yapılan ve Hint Keneviri tüketimine yeni bir boyut
kazandıran nargile, dünyada mistik doğu kültürünün önemli bir
öğesi olarak kabul görüyor. Araplar'ın "şisa", İranlılar'ın
"kalyan" adını verdiği nargile, Osmanlı-Türk kültürünün de
önemli bir parçasıdır. Osmanlı'ya Yavuz Sultan Selim zamanında
gelen nargile IV. Murat zamanında yasaklara konu olmuştur.
Bir zamanlar edebiyatçılarımızdan Faruk Nafiz Çamlıbel ve
Yahya Kemal Beyatlı da Köprüaltındaki (İstanbul'danargile
içilen meşhur bir semttir) dükkanlarının sürekli
müdavimlerindenmiş. Dükkána gelenler onların etrafına
toplanır, sohbeti koyulaştırırlarmış.
Nargileyi tanıyalım
Sipsi: Marpucun ucuna takılıyor ve içmek isteyen herkese bir
tane veriliyor. Böylece bir nargileyi birkaç kişi paylaşıyor.
Lüle: Tütünün içine bastırılmadan konduğu ve üzerine közün
yerleştirildiği seramik kap.
Tömbeki: Aromalı tütünler çıkmadan önce kullanılan tek nargile
tütünü. Hatay'da yetiştiriliyor ve aromalılardan daha sert.
Güçlü bir ciğer gerekiyor.
Mangır: Nargile kömürü uzun süre dayanmalı. Bu nedenle yanmış
ve söndürülmüş meşe kömürü kullanılıyor. Amatörce nargile
yakmak isteyenler, kolayca tutuşan mangır kömürü kullanıyor.
Tepsi ve rüzgarlık: Tütünün ve közün içinde bulunduğu bölüm.
Şişe: Suyun içinde bulunduğu cam bölüm. İyisi İran'da
yapılıyor.
Marpuç : Nargilenin gövdesinden dumanın çekildiği uca kadar,
hortum dahil bölümün tümü.
Maşa - meşe - köşe - Ayşe
Çok eski bir keyif olduğu için zaman içinde nargileyle ilgili
özlü sözler de üretilmiş. "Maşa, Meşe, Köşe, Ayşe" bunlardan
bir tanesi. Maşa, malum... Meşe, ateşi yakmakta kullanılan
odunu anlatıyor ve bu da yalnızca meşenin "pırnav" adı verilen
türünden elde ediliyor. Köşe, bu keyfin ortalık yerde
yapılamayacağını, Ayşe ise servis yapan garsonları ve servisin
kalitesini anlatan kelimeler. Özellikle İzmir'de olmak üzere
hala nargile üretimi yapan yerler varmış. Ama onların asıl
problemleri, son yıllarda yaygınlaşan meyve aromalı tütünlere
sağlıklı yollardan ulaşamamaları. Çünkü Mısır'dan gelen bu
tütünleri Tekel ithal etmiyor. Ancak birisi bu tütünleri
getirirse onlardan kilo ile alıyorlar. Meyve aromalı tütünler
sıfır nikotin ve sıfır katran içerdiği, "tömbeki" olarak
adlandırılan orijinal nargile tütününden hafif olduğu ve
"güzel koktuğu" (nargilenin insanın üzerine yapışan ve kolay
kolay çıkmayan keskin bir kokusu vardır) için fazla rağbet
görüyor. Epey de çeşidi var bunların: en çok istek alan elma
(kırmızı yani Amasya ve beyaz yani Golden olmak üzere iki
çeşit) ve cappucino; bunların yanı sıra meyan kökü, nane,
çilek, kayısı ve karışık meyvelileri de bulunmaktadır.
Nargile içmenin raconu
Bir kere sigara içer gibi içilmiyor nargile. Havayı nefes alır
gibi çekmelisiniz ki şişedeki su fokurdasın ve tütün yansın.
Bu arada iki içim tekniği var: Göbekten ve göğüsten. Göğüsten
içim yorucu olduğu için göbekten içim tercih ediliyor. Bu
yöntemde dumanı diyaframınızı kullanarak midenize çekiyorsunuz
ve üflüyorsunuz.
Nargile şişesinin içindeki sıvı bildiğimiz Terkos suyu. Suyun
üzerinde bir hava boşluğu var ve siz marpuçtan nefes
çektiğinizde gelen hava, bu boşluktan geliyor. Sonra hava
çıkacak başka bir yeri olmadığı için sudan vakum yapıyor ve
oluşan vakum üstteki lülenin tütününü yakıyor. Gelen duman
suyun içinde süzülerek ve soğuyarak size ulaşıyor (sigarayla
en büyük farkı da dumanın soğuk olması). Yani su tütündeki
zararlı maddeleri süzüyor ve soğutuyor.
Tütünü de özel
Tömbeki, nargileye özgü özel bir tütün. Bu sigara, puro,
enfiye gibi diğer tütünlerden daha kısa boylu, daha geniş,
daha tıknaz bir bitki. Yaprakları daha esmer, daha küçük, daha
etli ve tütünden daha dayanıklı. Virginia ve Burley
tütünlerinde yüzde 3 - 4, Türk tütünlerinde yüzde 1 - 2 olan
nikotin oranı, tömbekide yüzde 10'a kadar çıkabiliyor. Tömbeki
Türkiye'de Hatay - Samandağ ve Konya - Hadim bölgelerinde
üretiliyor. Tütün gibi toplanıyor, ama farkı işlemlerden
geçiyor.
Tömbeki lüleye yerleştirildikten sonra üzerine odun kömürü
ateşi konur. Ateşi söndürmeden, tömbekiyi devirmeden içmek
maharet istiyor. Nargilenin en büyük keyfi muhabbeti, çünkü
tek başına içilen nargile tiryakilere göre bir şey ifade
etmiyor. İşte hem muhabbet ihtiyacından hem dumanına katlanmak
zor olduğundan, nargileciler nargile kahvelerine gidiyorlar.
Muhabbet özelliği, sigaradan kurtulmanın ve nargile tiryakisi
olmanın en önemli nedenidir. Eğer nargile bilerek içilirse,
sigardan çok daha az zararlı olduğu söyleniyor. Doğru içim
dumanı içe çekmeden yapılıyor. Bir doldurum en az bir buçuk
saat sürüyor, ehli olanlar bu süreyi dört saate kadar
çıkarabiliyor.
Nargile içerken nelere dikkat etmeli?
Asla nargile ateşinden sigaranızı yakmayın.
Nargilenizi asla yüksek bir yere koymayınız. Bu büyük bir
görgüsüzlük olarak sayarlar.
Eğer nargileyi biriyle ortak içiyorsanız, marpucunuzu asla
direk partnerinizin eline vermeyin. Masaya bırakın oradan
alsın.
Ve asla nargilede tütünden başka bir şey içmeyin.
Muhabbeti de tiryakilik yaratıyor
Yüzyıllar boyu, insanları biraraya getirerek sıcak sohbetlere
aracı olan nargile, kaybettiği itibarı yeniden kazanıyor.
Muhabbet erbablarının vazgeçilmez dostu nargile, bu misyonunu
günümüzde de hiçbir şey yitirmeden sürdürüyor. Çünkü
tiryakilere göre tek başına nargile içmenin hiçbir anlamı
yoktur. Bu nedenle nargile kahveleri hala en koyu sohbetlerin
başlıca mekanı olma özelliğini koruyor. Buradan da Türk
insanının kültürüne hala sahip çıktığı ve yaşatmak için
elinden geleni yaptığını açıkça görmekteyiz. Nargile
tiryakileri arasında oldukça yaygın bir deyim vardır: "Bu
meret zamansızların işi mirim..."
Tophane, Beyazıt, Aksaray ve Kasımpaşa gibi semtlerde faaliyet
gösteren nargile kahvehaneleri, İstanbul sokaklarına ayrı bir
renk katıyor. Bazı otellerin yerli ve yabancı konukları için
düzenlediği "Nargile Günleri"nde, çimlerin üstüne minderler,
hasır sandalyeler ve sini masaların konulduğu mekanlarda, yeni
keyifler yaşamak mümkün.
Nargile, son yıllarda yaşanan "otantiğe ve geçmişe" dönüşten
payına düşeni alarak kaybettiği itibarını yeniden kazanıyor.
Buna bağlı olarak da bir zamanlar ilgisizlikten tek tek
kapanan nargile kahvehaneleri yeniden açılıyor.
Nargile kahvehaneleri, hem İstanbul'un sokaklarını
renklendiriyor, hem de ziyaretçilerine yeni dostlukların
kapılarını açıyor. Örneğin Beyazıt'ta bulunan Çorlulu Ali Paşa
Medresesi, İstanbul'daki nargile içilen başlıca mekanlardan
biri olarak her gün yerli ve yabancı pek çok tiryakiyi
ağırlıyor. Burada üniversite öğrencilerinden, işadamlarına,
turistlerden, ev hanımlarına kadar toplumun her kesiminden
insanla karşılaşmak mümkün.
Üniversite öğrencilerinin en büyük meraklarından biri artık
nargile içmek. Peki üniversite öğrencilerini nargile içmeye
meraklandıran ve iten sebep nedir? Öğrencileri nargileye onun
kültürel değeri ve kokusu çekiyor. Her ne kadar gençliğin
üzerinde bir kara duman olan Amerikan Fast-Foot kültürü, genç
üniversitelilerin kendi kültürlerine sahip çıkmalarıyla
başedemiyor.
Araştırma projemde bana göre eksik olduğunu düşündüğüm bir
nokta var. Oda nargileden bahsediyoruz. Nargile doğal olarak
tütünden yapılıyor. Tütünün ortaya çıkması ve türkiyeye nasıl
geldiği hakkında pek fazla bilgiye sahip değiliz. Şimdi ise bu
konuda ki bilgilere bir bakalım. Ve bana göre en önemlisi bu
metinde gizli olarak var olan bazı düşünceleri de
yakalayabilmektir.
Tütün milattan önce I. Asırda medeniyet döneminin başında olan
Maya'ların ibadetlerinde tütün yapraklarını yakarak dumanını
güneşe ve dört bir yana üfledikleri, bu itibarla Maya ve Astek
kabilelerinin rahipleri tarafından yıllarca ayinlerde yakılan
tütün dumanının keyif vericiliğine alışmalarıyla dışarıda da
kullanmaları sonucu yaygınlık kazandığı ileri sürülmektedir.
Ancak, Tütünün Avrupa'da tanınması 1492'de Christophe
Colomb'un arkadaşları ile yeni kıta bulmak üzere yaptığı deniz
seyahati neticesinde, Bahama adalarından San Salvador adasına
çıktıklarında yerlilerin kendilerine kuru tütün hediye
etmeleri ile başlar.
Tütün, insanlar tarafından tanınmasından günümüze kadar geçen
tarihsel süreç içerisinde, ibadet, ilaç, pipo, puro, enfiye,
çiğneme, nargile ve en son olarak da sigara şeklinde
kullanılır. Ülkemize tütün, İngiliz ve Venedik tacirler
aracılığı ile Avrupalı üreticilerden satın alınarak 1580
yılında getirilir, 1600 yılında kullanımına ve 1687 yılında da
tarımına başlanır.
1600'lü yıllarda Dünyaya yayılan tütünün üretimi bugün çok
büyük rakamlara ulaşmıştır. Topraktan elde edilen ürünler
içerisinde insanoğlunun ekonomik ve sosyal hayatı üzerinde bu
denli bir etki yapan başka bir bitki göstermek oldukça zordur.
Tütünün Türkiye'ye Girişi
Tütün Amerika'nın keşfinden 150 sene, Avrupa'da tanınmasından
da yaklaşık olarak 50 sene sonra ülkemize girerek kullanılmaya
başlanır.
Önceleri sadece yabancı memleketlerden yapılan tütün
ithalatından muayyen bir gümrük resmi alınmakla iktifa
edilirken, tütün tiryakilerinin çoğalması ile bir kısım
hocalar ve müftülerce bunun kullanımına, Kuran-ı Kerim'in
hükümlerine aykırılığı gerekçe gösterilerek karşı çıkılır.
Bunun üzerine Padişah I. Ahmet tarafından tütün içmenin
yasaklanması hususunda bir ferman çıkarılır.
Ancak, I. Ahmet'ten sonra tahta geçen Sultan Mustafa ve II.
Osman devirlerinde imparatorluğun dış seferler ve iç
kargaşalar ile meşguliyeti nedeniyle söz konusu yasakların
önemli bir etkisi olmaz. Daha sonra Padişah olan IV. Murat
zamanında tütün içme yasağı şiddetle takip edilir.
O tarihlerde tütün lüle ve çubukla içildiğinden, İstanbul'da
Cibali'den başlayıp Saraçhanebaşı semtini de içine alan ve üç
gün üç gece devam eden yangına tütün içerken uyuyup kalan bir
tiryakinin lülesindeki ateşi döşemeye düşürmesinin sebep
olduğu rivayetinin Padişaha duyurulması üzerine, Müftü Hüseyin
Efendi'den alınan fetva ile tütün içenlerin idamlarına
hükmolunur. Sultan IV.Murat'ın bu konudaki icraatı çok
şiddetli olur yasak konusunda yabancılara dahi hoşgörü
gösterilmez. Sefer halinde bile tütün içerken yakalananlar
idam edilmekten kurtulamazlar.
Bu yasaklara rağmen tütün içimine bütünüyle engel olunamaz.
Daha sonraları tahttan indirilen İbrahim'in yerine çocuk yaşta
padişah olan V. Sultan Mehmet'in (Avcı Mehmet) kendisinin de
tütün içmesi dolayısıyla bu yasak, 1646 yılında Şeyhülislam
Bahai Efendi'nin verdiği bir fetva ile bazı kayıtlarla
kaldırılır.
Son olarak da araştırma yaparken ulaştığım esprili ve
düşündürücü bir anekdotla araştırmamı bitiriyorum.
"Direksiyonda nargile keyfi"
Mısır'da bir şoför, nargile tutkusunu direksiyon başına
taşıyınca tutuklandı. Kahire-İskenderiye otoyolunda hız yapan
bir kamyonun camından duman çıktığını gören polis kamyonu
durdurdu. Dumanın şoförün direksiyon başındayken içtiği
nargileden kaynaklandığı anlaşılınca, İzzet Fevzi adlı şoför
tutuklandı.
Kaynaklar:
Muzaffer IŞIK (Eylül 1998 - Tütünün Tarihçesi).
Mustafa YÖRDEM (Tüt. Tek. Müh.).
Tolga ÇATAL.
|