 |
TRABZON
BTrabzon Doğu Karadeniz bölgesinde
tarihi, sosyal ve kültürel, doğal zenginlikleri ile mavi ve
yeşilin kucaklaştığı yerde yer alır. Bulunduğu yer itibarı ile
her mevsim görülmeye ve gezilmeye değer, serin yazları, az
tuzlu denizi, çeşitli balıkları ile denizden yararlanmaya
imkan verirken, yeşilin her tonunu içinde barındıran ormanları
ile de kıymetli bir hazinedir.
Eski çağlardan beri insanoğlunu barındıran Trabzon'un zengin
bir tarihi vardır. Dünyaca ünlü gezginlerden Marco Polo ve
Evliya Çelebi'nin uğradığı, Fatih Sultan Mehmet'in fethettiği,
Yavuz Sultan Selim'in valilik yaptığı, Kanuni'nin doğduğu,
Cumhuriyetimizin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk'ün üç kez
ziyaret ettiği ve vasiyetinin bir bölümünü yazdığı şehirdir
Trabzon.
Trabzon, kültürü, gelenek ve görenekleri, el sanatları ile de
ilgi kaynağı olurken aynı zamanda bölgenin en büyük ticaret
merkezidir. 1989 yılında Sarp Sınır Kapısının açılması da
kente önemli bir canlılık ve hareket getirmiştir. Ayrıca
Trabzonspor'da şehrin tanıtımında önemli bir yere sahiptir.
Yeşilin sarıp sarmaladığı doğal güzellikler, Tanrının cömertçe
doğal güzellikler bahşettiği, Karadeniz'in mavi suları ile
kıyısına kavuşmak için dağlardan akıp gelen berrak derelerin
süslediği, dağlarında bin bir çiçek açan, denizlerinde
balıkları ile bereket saçan, çayı, fındığı, tütünü ve yaylası
ile, zeki, pratik, çalışkan , nüktedan, hoşgörü sahibi insanı
ile dünyanın en güzel doğası içinde kurulan Trabzon, tarihin
ilk yıllarından bu yana önemli bir liman kenti olmuştur. Bu
konumu itibarı ile siyasi ve askeri bakımdan da sürekli önem
kazanmıştır.
Tarihi
Trabzon, konumu nedeniyle yüzyıllardır önemli bir liman kenti
ve ticaret merkezi olma niteliğini korumuştur.
Kent merkezi kuzeyden güneye doğru Boztepe'nin üzerine kadar
düzgün olmayan teraslar halinde yükselir. Değirmendere, Kuzgundere
ve Zağnos dereleri güneyden kuzeye derin boğazlarla yerleşimi
bölmüştür. Tabakhane ve Zağnos dereleri arasında kalan ve
düzgün olmayan yüksek bir masa formundaki alan üzerinde, kentin
bilinen en eski yerleşim kalıntıları tespit edilmiştir. İşte
bu nedenle Trabzon adının eski Grekçe masa yada yumak anlamında
"Trapezos" kelimesinden geldiği görüşü ağırlık kazanmaktadır.
Coğrafi Yapısı
Trabzon ili, doğudan Rize, batıdan Giresun, güneyden Gümüşhane
ve kuzeyden Karadeniz ile çevrilir. Trabzon ilinin doğu-batı
yönünde uzunluğu 100 km ve genişliği 46 km'dir. Arazi tamamen
dağlık ve volkaniktir. Hemen deniz kenarından başlayarak içeriye
doğru birden yükselen dağlar kısa bir zamanda 400-500 metre
yüksekliğe ulaşır. İlin güney sınırı 2000-3000 metre yükseklikteki
tepelerle son bulur. Bu tepeler doğuda Çoruh nehrinde başlayarak
Ordu-Samsun istikametinde son bulmaktadır.
Tarihi
Eserleri
Fetihten sonra şehrin imarına başlanarak Türk-İslam yapıları
ile donatılmıştır. Roma, Bizans ve Türk devri diye adlandırabilece-ğimiz
tarihi eserlerden bugüne kadar ayakta kalmış birçok anıtsal
değerde eser bulunmaktadır. Trabzon ili içinde ve ilçelerinde
sayısız tarihi esere rastlamak mümkündür. Bunlardan bazıları:
Trabzon Kalesi, Yenicuma Camii, Cephanelik, Su kemerleri,
Akçakale, Ayasofya, Küçük Ayvasıl, Ortahisar Camii, Kızlar
Manastırı, Kaymaklı manastırı, Sümela Manastırı, Santa Maria
Kilisesi, İskenderpaşa Camii, Tophane Hamamı, Sekiz Direkli
Hamam ve Atatürk Köşkü'nü sayabiliriz.
Ayrıca Karadeniz kıyısında kurulmuş en eski kentlerden biri
olan Trabzon'da yukarıda isimlerini sunduğumuz eserlerin dışında
her bir köyde ve mahallede çeşmeler, evler, köprüler bize
tarihin geçmiş yüzünü yansıtıyor.
Sümela Manastırı
Trabzon'un Maçka ilçesinin güneyinde Karadağ'ın bir tepesinin
yamacına yapılmış olan bu manastıra halk tarafından Meryemana
Manastırı söylenmektedir.
Sümela Manastırı'nın kuruluşu, efsaneye göre iki Atinalı Barbaras
ile yegeni Sophronios rüyalarında Hz. Meryem'i görürler. Hz.
Meryem rüyalarında onlara bir manastır yapmalarını söyleyerek
yerini ve nasıl gideceklerini tarif eder. İki kardeş St. Luka'nın
yaptığı rivayet olunan tabloyu da alarak yola çıkarlar. Deniz
yoluyla Trabzon'a gelir ve Karadağ'ın sarp yamacında kilise
kurmaya karar verirler. MS. 375 ve 395 yıllarında ilk kaya
kilisesini bu iki kardeş inşa eder.
Trabzon Türkler tarafından alındıktan sonra, Osmanlı sultanları
bu manastırın haklarına dokunmamışlardır.
1962 yılında merdivenleri ile kapısı tamir ettirilerek turistlerin
ziyaretine elverişli duruma getirilmiştir. 1972 yılında ise
ören yeri olarak ziyarete açılan yapıya orman içerisinden
25-30 dakikalık bir patika yolla ulaşılabileceği gibi manastırın
200 metre yakınına küçük araçlarla da gelinebilir. Sümela
Manastırı Trabzon turizminde önemli bir yer tutmaktadır.
Trabzon'da
Alternatif Turizm
Trabzon kentinin tarihsel süreci içerisinde önemli bir potansiyeli
olan kültür turizminin yanı sıra " dört mevsim 12 ay
turizm" düşüncesi ile turizme yeni aktiviteler kazandırılmaya
çalışılıyor. Kentin %30'unun dağlık olmasından dolayı yöreye
uygun turizm çeşidi olan "Yayla Turizmi" de ön plana
çıkmıştır.
Yaz aylarının sıcak ve nemli havasına karşılık Trabzon yaylaları
çok çeşitli flora ve faunaları, zengin ormanları, krater gölleri,
ırmakları, coşkun dereleri, peyzaj görüntüleri, dağ ve doğa
yürüyüşleri, rafting, kano ve kış sporları, av ve olta balıkçılığı,
çim kayağı, şifalı suları, yöresel yemekleri, halkın kültürel
yaşantısı gibi değerleri ile önemli bir potansiyel oluşturur.
Yaylacılık, doğal ve ekonomik nitelikleri yanında sosyal bir
olgu olarak da önem taşımaktadır. Yaylaya çıkmak (yayla göçü)
çok eskilerden beri gerçekleşmektedir. Yöre kültüründe bu
geleneğin en belirgin ifadesi "Yayla Şenlikleri"
dir. Bu şenliklerin kalabalık ve uluslararası nitelikte olanları
da vardır.
Yaylalarda turisti büyüleyecek güzellikte yayla evleri vardır.
Yöre, nemi seven çiçek ve bitkilerle süslüdür. Yaz aylarında
aşağı köylerin halkı yaylalara göçer. Etraftaki kahvehane,
fırın, kasap ve cami gibi sosyal imkanlar çevreye canlılık
verir. Kışın karla kaplı olan yaylaların, yaz sıcağında sis
ve çise ile kaplı oluşu yörenin en önemli özelliğidir.
Trabzon Kültürü
Karadeniz'in hırçın dalgaları vurdukça Trabzon sahillerine,
yeşilin tüm güzellikleri içinde yaşayan insanımız, dağlarında
sert rüzgarlarını arkasına alarak, yaylaların kış yalnızlığından
yaz coşkusuna dönüştüğü zamanda bir de horona kalktı mı kadınlı
kızanlı, çocuklu, dedeli, nineli seyreyle sen o zaman cümbüşü.
Yaylanın soğuk suyu bağrınızı ne kadar delerse delsin kemençenin
sesi de ayrı bir serinliktir Trabzonlu için.
Böylesine köklü geçmişe sahip bir kentin kültürel hayatı da
renkli olmak zorundadır. Bir kere Trabzon, bildiğimiz 'kent
kültürü' nü yüzyıllardan beri bünyesinde yaşatmaktadır. Ticari
ve idari merkez olarak Trabzon'da yüzyılların ötesinden buyana
kurulu bulunan eğitim-kültür-ticaret merkezlerinin varlığı
kentin etrafı ile birlikte canlı ve süre gelen bir kültürel
birikime sahip olduğunun göstergesidir.
Zengin bir tiyatro tarihine sahip olan Trabzon'da 18. Yüzyılın
ikinci yarısından itibaren "Şehir Tiyatrosu" bulunduğu
bilinmektedir.
Bütün bu tarihi ve kültürel zenginliklerinin yanı sıra insanının
yaratıcı, müteşebbis, hoşgörü sahibi kimliği ile ortaya çıkan
ve "Temel" tiplemesiyle ünü sınırlarımızı aşan mizahi
yönündeki ince zeka parıltıları da kültürünün "Nüktedan"
kısmını dışa vuran en önemli özelliklerinden biridir.
Temel fıkraları
Üç beş cümlede koca bir hayatın içinden süzülüp gelen tepkisel
davranışların söze yansıyan kısmında mizah vardır. Sosyal
içerik vardır. Hoşgörü vardır. Karamsarlık yoktur. Çatışma
yoktur. Birlik vardır. 'Temel' bir simgedir. Hoşgörünün, hazır
cevaplılığın, çözümün, yaşarken doğan fıkraların baş aktörüdür
Temel. Fadime'si de yanındadır. Cemal arkadaşı da, Dursun
amcası da...
Hamsi Üzerine
Edebiyatımıza girecek kadar meşhur hamsi, günlük yaşantılarının
bir parçasıdır. Kışın çokça tüketilir. Yazın onun yokluğunda
ne yaparız diye endişelenir de "Tuzlar" saklanır.
Sonra da akıllarına geldiğinde kırk çeşit yemeğini yaparlar.
Kimler yazmamış, söylememiş ki hamsi üzerine: Evliya Çelebi
Seyahatnamesinde hamsiyi tarif ederken "Bu balık bir
karış kadar ince ve morca cilalı, gümüş gibidir. Çok kuvvet
verici ve hazmı kolaydır. Bu yemek Trabzonlulara hastır ki,
kırk çeşit yemeğini yaparlar. Kebabı, çorbası, yahnisi, böreği
ve baklavası olur" demiştir.
Kendine
Özgü Eğlence: Horonlar
Horon bir tutkudur Trabzon'da. Kemençenin kıvrak sesi
bir yerden yankılanmaya görsün, ya da davulun, zurnanın nameleri
işitilmeye... Başlar önce ayaklar oynamaya. Sonra eller havaya
kalkar... Sonra bir sihirli alemin içinde genişler de genişler
horonun halkası...
Horon gibi canlı, hızlı bir halk oyunu yoktur. Vücudun tümünün
iştirak ettiği yegane oyundur denilebilir horona. Genelde
erkek ve kadın diye horonları ayırmamakla birlikte erkek horonları
daha sert, kadın horonu ise daha yumuşak figürlerle oynanmaktadır.
Bu yolculuğumuzdan sonra söylene-bilecek son söz: Bazı şeyleri
anlatmak kafi gelmez, onları yaşaman lazımdır. Trabzon'u da
anlatmakla bitiremeyiz. Gidip görmek ve gezmek gerekir.
|